Yazılar

Ghost In The Shell [Film] [1995]

Bundan yüz sene önce, tanıdık ya da yabancı fark etmez, birisi size gelecek tamamen dijitalleşecek ve insanlar artık yüzleri, kokuları, belki düşünmeyi bile unutacak dese, muhtemelen ne kadar sarhoş olduğuna ya da ateşi olup olmadığına bakardınız.

Bundan 50 sene önce, birisi size insanların elektronik protezlere sahip olabileceklerini ve normal uzuvlar gibi çalışıp, insan hayatını neredeyse hiç sorunu yokmuş gibi idame ettirmesine yardımcı olacağını söyleseydi belki biraz düşünür ama gene çok ihtimal vermezdiniz.

Peki ya bugün? Artık dijital çağdayız. Kokuları, komşulukları, arkadaşları, çoğu işlemi, banka kuyruklarını, orakları, mahalle oyunlarını falan komple unuttuk diyebiliriz.

Bugün artık çeşitli şekillerde organlarını veya uzuvlarını kaybeden insanlara yardımcı olan mekanik ve plastik aparatlar var. Üstelik öyle gelişmiş durumdalar ki, bu ekipmanlarla yaşayan çoğu kimse yanımızdan geçip gidiyor ve doğallıkları sayesinde, bu durumlarını fark etmemiz imkansızlaşıyor.

Şimdi, eğer animeleri fantastikleşirken saçmalaşan, büyük göğüsler ve bir sürü robottan ibaret sananlardansanız, şaşıracağınız ve küçük dilinizi yutacağınız bir yolculuğa hazır olmanızı istiyorum.

Her ne kadar maalesef mangasının gölgesinde kalan bir film olarak tarihe geçmiş olsa da (aynı Akira gibi diyelim), Ghost In The Shell’in neredeyse sınırsız potansiyeli, onu kısa süreli bir yapıma sıkıştırılmış olmasına rağmen düşünsel bir yolculuğun merkezi yapıyor. Tabi ki bilim kurgu yapımlarından hoşlanmıyorsanız size ilginç gelmeyecektir ama her ihtimale karşı, mutlaka Shirow Masamune’nin bu ilginç zihin oyunları ve mantıksal sorular kurgusuna bir bakmanız gerekir.

Sene 2029 ve artık insanlar ile makineler arasındaki sınır neredeyse silinmiş durumda. İnsanlar kendilerini makine parçaları ile güncelleyebiliyor ve yeteneklerini artırmak ya da iletişim kurmak için bu yapılardan faydalanabiliyorlar. Bunca gelişimden sonra sabit kalan tek şey de, insanların ruhu. Anlaşılmaz ve korunması gereken.

Motoko Kusanagi (Binbaşı) ve ekibi (Batou, Aramaki Daisuke, Ishikawa ve Togusa), ismi konulmamış bir japon hükümeti için çalışan Section 9 adındaki gizli (aslında tam olarak gizli olmamakla birlikte) bir anti terör grubudur. Ekip elemanlarından Togusa dışında bedenini geliştirmemiş olan bulunmamakla birlikte, Motoko’nunki tamamı ile sibernetiktir.

Bu arada bu sibernetik vücutlar ve vücut parçaları filmlerde gördüklerimiz gibi değil. Aktarıldığı üzere, artık o kadar gelişmiş haldeler ki, nasıl üretilmiş olursa olsun tamamen duyarlı ve her şeyi hissedebiliyor. Buna cinsellik bile dahil.

Filmimizin başlaması ile birlikte, önce Motoko ve Batou ile tanışıyor, ardından da asıl konumuzu oluşturan “Puppet Master” karakterini araştırmaya çıkıyoruz. Ekibimiz bir sahtekarlığı örten başka bir sahtekarlığı ortaya çıkarırken, aslında tüm bunların üzerinde oluşmuş olan bedensiz bir program ile karşı karşıya geliyorlar. Bu programın enteresan tarafı ise, zaten varmak istediği noktanın Motoko olması.

Hikayenin yola çıktığı bu noktadan itibaren, elimizde aslolan tek bir konu görüyoruz: “dijital ile gerçek bedenlerden hangisi olursanız olun, gene de bir ruha sahip olabilir misiniz?”

Wachowski kardeşlerin Matrix yolculuklarına örnek olmuş bu yapımın çizim ve grafik kalitesini gördüğünüzde şaaşırmanız olası. 2008’de yayınlanan Ghost In The Shell 2.0’da biraz daha düzeltilmiş olmalarına rağmen, eski sürümün yaşını da baz aldığınız takdirde, 1995’te faydalanılmış DGA (Digitally Generated Animation) tekniğinin gücünü fark etmemek imkansız gibi bir şey. Sesler dahil olmak üzere, filmin her karesinde yararlanılan bilgisayarlar, yaşının ağırlığının altından tam güçle kalkmış. O kadar başarılı bir çalışma olmuş ki, konu bütünlüğünün sağlanması adına uyum tam bir kültür haline gelmiş.

Bir anime çalışması olarak konu, anlatım, hikaye bütünlüğü, felsefe ve aktarım adına kesinlikle tam not veriyor ve aşağı inmeyi reddediyorum.

Bunun dışında, manga ile arasındaki büyük uçurum dolayısı ile her ikisini de takip etmiş olanlar için garip bir deneyim sağlıyor. Manganın yoğun, karışık, zor ve sakinliğinizi bozan yapısının yanında, film çalışması daha aksiyon temalı ve yavan kalıyor ama unutmamak gerekir ki film süresini doldurmak için gereğinden fazla kısaltma yapmak zorundalar.

Başından sonuna kadar insanlarla dijital/elektronik makineler arasındaki düşünsel, yaşamsal ve iletişimsel doktrinleri sorgulayan bir yapım olarak, Ghost In The Shell kültürüne muhakkak bulaşmalısınız.

“Hoşuma Giden Şeyler”in kralı. Anime sever, Beşiktaş aşığı, kafasına esen animelerin altyazılarını yerelleştirmeye çalışır.
Arada anime inceler, genelde ters köşe olma ihtimali olan cümlelere sahiptir.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir