Menu

 

Akira Yamaoka [WWW] Akira Yamaoka – Bir Delinin Müzikal Günlüğü

Paylaş:

Albümü aldım da elime bir serzenledim kendime, “yahu” dedim, “var da bulamıyoruz şöyle işleri, adamlar bizden de müzdariptir gösterememekten ötürü”.

Nedir peki bu? Efendim bu albüm, Akira Yamaoka adlı paşanın muhteşem bir albümüdür (albümlerinden sadece biridir?). Bu paşazade de senelerden beri takibini yaptığım müzik tanımcılarından. Tanımcılarından diyorum, hatalı okunmuyor. Yaptığı işleri bir akıl defterine not düşseniz, her seferinde üzeri çizilen seçmeler çıkardı.

Benim gibi hafif garip, hafif meraklı, hafif kırpık kişiler, yaptığı her işte, oynadığı her oyunda, izlediği her filmde yakaladığı o garip notayı illa merak eder. Hani diyorum, bakıyorum defterime de amma çok not düşmüşüm. Bundandır muhtemelen Yamaoka’nın çalıştığı tüm albümleri sahiplenmiş olmam.

Esasında geçmişi çok göz önünde bir adam hakkında konuşuyoruz. Ortalığa çıkması, bizimle yeteneklerini çarpıştırması 1994 olarak geçiyor. Konami firmasında çalışmaya başlaması ile, birden global ününe kavuştu da biz de önünü ardını aldık incelemeye. İlk işleri sadece şeflik, prodüktörlük ve bir iki parça iken ilerledikçe albümü sahiplenmeye başlayan bir yapı var. Keza Silent Hill ile başlayan ağırlığını belli etme hali, Silent Hill 2 ve 3’ün tamamı ile onun ellerinden çıkması sonucunda dorukta bir tapınmada vücut buluyor. Kaldı ki ekstrem uyumlu çalışmalarının konsepti tamamlayıcı bezenmişlikleri, gitgide sizi de içine alan, konuşturtmayan, sadece nakaratlarda düşündüren yavaşlatmalara itiyor.

İlk şarkılarını Castlevania ve Speed King ve bir kısım Metal Gear Solid ile dinliyoruz. Sonra kasvetli havasına bürünmesi ile birlikte akıcı aksiyonu bırakıyor ve bunaltıcı, durağan sıkışıklıklara doğru yelken açıyor. Bahsi tepeden giren Silent Hill serisi ve yaptıklarının keskin tadlı ilk meyvesi Snatcher tam bizim aradığımız cevaplar haline geliyor. İlk seferini tamamlayan bir tren gibi arada hızlanıp arada boğan, düşüncelerin birazını darağacına, kalanınından seçtiklerini Zeus’un yanına çıkaran çalışmalar ve kalanından ortaya karışık bir yemek sofrası, krallara layık bir müfreze tıkınağı. O kadar doyurucu ki anlatmak olası gelmiyor sanki yazmaya başladıktan sonra.

Basit bir yaz akşamı hayal edin…

Evdesin, belki televizyon karşısında, o çok sevdiğin koltukta ve unutulmuş yalnızlığınla kol kola. Bir düğmeden diğerine atlıyorsun ki sıradanlığından sıyrılma. Zira farketmiyorsun zaten zamanını boşlukla paylaşma durumunda olduğunu. Birden telefon çalıyor ve arayan arkadaşın yeni aldığı oyunu denemeyi öneriyor. Yapacak çok işin mi var? Kalkıyorsun ve biraz hava, biraz yürüyüş, eni ucu spor diyerek aldatılmış bir felsefeyle yola düşüyorsun. Varış noktanda seni bir iki tını karşılıyor. Anlamlanmayan ve düşündürtmeyen. Duraksatan ve nefessiz bırakan. Yeni oyunun müziği o işte. Biraz bolca sis, karanlıklar arasında koşturan birisi ve hayallerde varolmuş bir kasaba düsturunda şaha kalkmış hikaye. Başına otur ve birazcık etrafta gezin. Geri gel ve şarkıları tekrar tekrar dinle. Garipse, sıradanlaş. Ya da benimse ve sıyrıl…

Böyle girdim Yamaoka dünyasına işte.

O sanrılardan kurtulduğum anda, aklımda eve gidip albümleri bulmaktan başka arzu yoktu zaten. Güncemi zorladım, aklımı boşalttım ve albümlerden şarkılara, kişilerden oyunlara uzanan büyük bir maratonda ilk yüz metre için kronometreye bastım. Sadece birkaç saatimi aldı hepsini ele geçirmek ve o dakikadan şu saniyeye kadar sürdüğü kadar daha da devam etmekte dinleme, dinlenme hali. Öyle yoruldum ki bazen, gene onun yaptıklarına baş koydum. Araya girenler, yanına eklediklerim oldukça onu da iyice sağlamlaştırdım. Daha çok yazımız olacak, çok anlatımımız. O arada kimler keşfedilmiş, kimler gözden kaçırılmış, göreceğiz.

Akira’nın albümlerini saymak lazım tabiki, elde etmek isteyenler olacaktır bir şekilde, lazım olacaktır.

Silent Hill 3 (2003), Konami Corporation

Winning Eleven 7 (2002), Konami Corporation

DDRMAX2 Dance Dance Revolution 7th Mix (2002), Konami Corporation

Silent Hill 2 (2001), Konami Digital Entertainment America

Silent Hill 2 (Special Edition) (2001), Konami Corporation

BeatMania (2001), Konami Corporation

Seishojotai Virgin Fleet (1999), Konami Corporation

Silent Hill (1999), Konami Corporation

Castlevania: Symphony of the Night (1997), Konami Corporation

Snatcher (1994), Konami

Elbette bunlar bulabildiklerimiz ve listelenenler. Bunların dışında benim elimde olan Silent Hill 2: Mini Edition, Akira Yamaoka Personal Refuse albümleri gibi kısıtlı baskı olanlar da aranabilir.

Ne denilebilir bilemiyorum, ya da biliyorum da anlatmaktan mı çekiniyorum? 1968’de başlamış bir hayat, Japonya’da tanınmaya giden bir yol. Yol üzerinde uğranılan bir yalnızlıkta içilen yudumların sarhoşluğunda ele kalan hatıralarla örülen birkaç kazak ve o kazağın ısıttığı geceler.

Garip bir yaşam, insanlardan kaçışlarla bezeli. Yirmili yaşlarının ilk demlerinde, tazeyken farketmiş Yamaoka müzik isteğinin bir başkasıyla birlikte yapılmasının kendindeki garipliğini, tek istediği ikinci kişinin dinleyici olması gerektiğini. Durmuş biraz ve bilgisayara başvurmuş. Her şeyi yapabileceği bir sistem alımş ve geçmiş başına. Birkaç örnek, bol üstü kapalı geceler ve saatler ile işleyen notalar güruhundan kaçışın yükü ve ortaya çıkan fütursuz serbestlikte yapımlar. Kolay değil, her oyunla birlikte gelen ortalama bir saatlik bir yolculuğu yaratması gerekiyor.

Bazı insanlar vardır, tek bir şeye inanır. Bazı insanlar vardır, o inancı yıkmakla görevlendirilmiştir. Akira’nın bir müzik yeteneği yok. Nota okuyamıyor. Gitar çalıyor –bayağı iyi bu konuda- ama piyano derslerinden nefret ettiği için ölçülerle arası hiç iyi değil. Karşı karşıya geldiği ilk kişi Konami’nin üst düzey yöneticileri. Aranjeleri beğeniliyor, fakat tüm bir yapım onun gibi bir cahile devredilemeyecek kadar önemli. Sanat yönetmenlerinin de yardımıyla, Silent Hill’de bir iki parça ve düzenlemede yer alıyor, bingo. Artık herkes ondan yana. Bir yanda tabular, bir yanda yıkan adam. Herkes için geçerli olacak diye düşünülmeyecek bir kural elbet ama o hayatının kurgusundaki yekpare engeli tek yumrukta indiriyor böylece. Diyor ki Yamaoka; “Hayatta önemli olan üç şey vardır bana göre. Kadınlar, para ve oyunlar. Bu kadar. İyi yaptığım bir iş var ve oyunlarda ona ihtyiaç duyuldu. Mutlu olmama yeterli bir durum”.

Peki onu yaratıcı kılan ne? İşte o da gene az evvelinde cevabı verilen tabu. Hayır efendim, insan evladı şu ya da bu zamanda yaratıcı olmaz. İnsan evladının tek yaratıcı zamanı, “malum olduğu” zamandır. Eğer oturup da bir yaratıcılık bekliyorsanız gelsin diye, hepimiz saatlerimizi koyalım önümüze de 14:15 civarı şiir, resim, çekim olayına girelim. Daha neler. Bu konusunu da açmış paşa, demiş ki o konuda da, “Sabah bir duş, sonra bir kahve ve sigaram dudaklarımın arasında. Elbet birşeyler çıkar. Biraz oyun oynarım ve uyurum. Benim işim bu, kafamda en çok dönen konu bu. Yaratıcılık kuş değil ki kafesine koyayım da ötsün bana? Elbet gelecektir”.

Bir yazıda geçiyordu, dediğine göre oyunları müziklerden daha önde tutmak gibi bir amacı varmış muhteremin. Komple yalan malesef. Bu kadar başarılı müziklerle, oyunu tamamlarsın, önüne geçersin, unutturursun, dinlettirirsin kendini. Garip bir ikilem vardır. Bir filmde, yürürken, bir oyunda ya da belki sadece kitap okurken, yaşadığınız anı, içinde bulunduğunuz sekansı anımsatan bir şarkı varsa, yerleşir kalır sizde. Mühim olan o yaşanandır kısa dönemde. Konseptin birkaç saniyesi sizi alıp götürüyorsa sorun yoktur. İşte Yamaoka’nın parçaları malesef ki tam olarak dışarı kapalı kutu. Hem oyunla bir bütün, hem de oyun onun sadece bir parçası haline gelmiş durumda. En basitinden, albümleri sürekli dinletiyorum kendime ama oyunu henüz sadece birkaç kez açtım, daha bir kez bitirdim.

Şunu düşünüyorum ki, bu kadar yaratıcı olduktan sonra insanın biraz da sorunlu, bolca tatlandırıcı katılmış o garip çabuk tüketilen yiyeceklerden, hamburgerlerden de olması olası. Yarın öbür gün yaptıklarından nefret edecek bir Akira gelirse karşımıza, ne olacak? Acaba onun türünün devamını bayrağı kaptığı gibi taşıyabilecek biri var mı?

Yoksa acaba yapmamız gereken müziğin genel gelişimine hız verip, her noktadan bir çıktı almak mı? Atılan her adımla birlikte eskiye dayandığımız halde önümüzdekinin sırtına ellerimizi bastırıp biraz dinlenip yola koyulmak mı?

Eğer öyle ise, ya da eğer böyle ise. Neyse ki dert değil hiçbirisi. Şu gün dinleyin bunları. Edinin birkaç albüm ve kendinize biraz iyilik yapın. Ne tarz dinliyor olursanız olun, dinlemiyor bile olabilirsiniz. Ya da belki içinden geliyorsunuz ama tadından dişlerinizi çürüttünüz, terzi kendi söküğünü dikemez, yoruldunuz. Bir eksik, bir fazla. Yer açın kulaklarda.

Birkaç parça önereceğim, tümü güzelse de, yeri olan, değeri olan birkaç parça. Evet, benim de hayatımın en güzelinden birkaç zamanına renk verenler bunlar işte.

Bir diğer yarına değin, dinleyedurun…

  • Letter From Lost Days
  • Breeze-In Monochrome Night
  • I Want Love (Studio Mix)
  • Hometown
  • Silent Hill Theme

 

Yormayın, yorulmayın…

“Hoşuma Giden Şeyler”in kralı. Anime sever, Beşiktaş aşığı, kafasına esen animelerin altyazılarını yerelleştirmeye çalışır.
Arada anime inceler, genelde ters köşe olma ihtimali olan cümlelere sahiptir.

Categories:   Hoşuma Giden Şeyler

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  Subscribe  
Bildir